HAYATA DAİR HERŞEY

4/3/2009 - Aşkına tat kat!

Kategori: KADINCA

1- Sabırlı olacaksın

Kesinlikle! Bizler karşı cinsten çok şey bekleriz ama sabırlı olmayı beceremezsek de havamızı alırız. Daha ilişkinin başında "seni seviyorum" kelimelerini duymayı, daha fazla ilgi görmeyi, daha fazla vakit geçirmeyi isteriz. İsteriz de isteriz. Oysa ki insanlar genellikle duygularını açıklama konularını biraz ağırdan alırlar. Ayrıca arkadaşlarıyla da, ailesiyle de sizden daha fazla vakit geçirebilirler. Onu sıkma ve sabret, sabrın sonu selamet!

2- Onu kendi gibi seveceksin

Dünya üzerindeki her insan, koluna takıp gezmekten gurur duyacağı biriyle beraber olmak ister. Ama kimse mükemmel değil işte, herkesin bir kusuru var. Kabul et, senin de! Öyleyse sevgilini, fiziksel özellikleri ya da seninle uyuşmayan, sana ters gelen kişisel özellikleri nedeniyle yargılamamalısın. Başkalarıyla karşılaştırıp "benim sevgilim çirkin", "espri yapmaktan aciz" diye düşünmemelisin. Eğer aşıksan, iyi vakit geçiriyorsan insanların ne dediğine aldırma, ufak tefek sorunları kafana takma.

3- Ona güvenmeyi öğreneceksin

Şüphe insanın içini kemirir derler. Çok doğru. Eğer sürekli sevgilinin seni aldatıp aldatmadığını düşünür, her an telefonla arayıp ne yaptığını sorar, her konuştuğu karşı cinsi kıskanarak sorun çıkarırsan, dolu dizgin bir aşkı bir hiç yüzünden noktalayabilirsin. Eğer bunları onun güvenilmez biri olduğunu düşündüğün için yaptığını savunuyorsan, belki de çıkmaya değmeyecek biridir ne dersin?

4- Kendin olacaksın

Ona kendini beğendirmek için rol yapman gerekmiyor. Örneğin, onunla çok iyi bir çift olabileceğinizi ispatlamak için, onun sevdiği her şeyi sevmek durumunda değilsin. Kim her dediğini "ben de", "bence de" diye onaylayan biriyle beraber olmak ister ki!

5- Önyargılı olmayacaksın

Kendine partner olarak mükemmel birini yakıştırıyor olman çok normal ama onun şusu, bunun busu derken belki de yaşanması muhtemel olan pek çok aşkı kaçırıyorsun. Seçici olmayı bırakıp senden hoşlananlara şans tanımalısın.

6- Hareketlerini yorumlamaktan vazgeçeceksin

Bazen ilgili, bazen ilgisiz, bazen sevecen, bazen hoyrat, bazen anlayışlı, bazen kaprisli... İnsanların bir bilmece gibi oldukları doğru ama sakın çözmeye uğraşma. İnsanlar yaptıkları hareketleri neden yaptıklarını çoğu zaman bilmezler. O halde sen neden onları çözümlemek için zaman kaybedesin ki? Hem emin ol, hep aynı şekilde davranan bir insanla hayat çok sıkıcı olur.
Hatasız aşk olur mu?
Neden yanlış insanlara aşık oluruz?

Yanlış insanlara aşık oluyoruz çünkü kafamızın içinde "doğru insan" diye bir kavram var. Zihnimizde belli ölçülerden, daha doğrusu kalıplardan meydana gelen bir şema oluşturuyoruz. Durmadan hayatımızın erkeğini arıyoruz ve onu bulma konusunda oldukça sabırsız davranıyoruz. Ayrıca kabul edin ki, aşk söz konusu olduğunda yasakların ve engellerin ayrı bir çekiciliği oluyor. İmkansızlık aşka bambaşka bir lezzet katıyor. Biz de aslında içten içe bu imkansızlığı yaşamaktan hoşlanıyor, bunun içimizdeki tutkuyu arttırmasına göz yumuyor bir yandan da bir türlü düzenli ve uzun bir ilişki kuramamanın acısını çekiyoruz.

Aşkla seks neden birbirine karışıyor?

Çünkü seksin hayatımızda çok önemli bir yeri var. Ama cinsel dürtülerimizi sürekli baskı altında tutmak zorunda olduğumuz için bu dürtüleri aşk kisvesi altında ortaya koyuyor, hem kendimizi, hem de çevremizdekileri kandırıyoruz. Oysa seks, özünde bedensel boşalma ihtiyacından kaynaklanan ve cinsel organlarda şekillenen bir içgüdü... Aşk ise tamamen duygusal boyutta biçimlenen ve genişleyen bir duygu...

Aşk, fedakarlık mı demek?

Kesinlikle hayır. Bir tarafın diğeri için kendini hiçe sayması aşk değildir. Aşk iki kişilik bir egoizm ve aslında insanın tamamen kendi egosunu tatmin etmek, ruhunu doyurmak, kalp çiçeğinin suyunu vermek için yaşamaya ihtiyaç duyduğu bir süreç. Fakat bu egoizmi olumsuz anlamda ele almamak gerek. Birbirine aşık olan iki insanın ilişkileri bir yönüyle dünyanın geri kalanına kapalıdır. Onların kendilerine özgü bir dilleri, bir iletişim biçimleri, bazen etraflarındaki hiç kimsenin, en yakınlarının bile içine giremediği bir dünyaları vardır. Aşkın egoist yanı, sıradan bir bencillikten çok bir kabuğuna çekilmişlikten ve mahremiyetten kaynaklanır. Ancak bir tarafın kendini parçalaması ve diğerinin bundan faydalanması aşkın değil, tek yönlü bir bağımlılığın işaretidir.

Aşk filmlerinin hayatımızdaki önemi nedir?

Özellikle biz kadınların zaafı sayılabilecek bu filmler, aşkı daha iyi algılamak üzere gözümüzü açmamızı sağlar, içimizdeki yoğun duyguya karşı olan güvenimizi arttırır. Aşk filmlerine çok meraklıyız çünkü bizi zaman zaman ümitsizliğe, kuruntulara, endişelere, korkulara, acı çekmeye ve yenilgiye sürükleyen bu hissin bir anlamı olduğunu tekrar tekrar görmemiz gerek. Beyazperdede bu duygu her zaman daha basit görünür ve bu basitlik bizi içine girdiğimiz açmazlardan biraz olsun çıkarır.

Aşkın tehlikeye girdiği zamanlar var mı?

İlişkiye üçüncü bir kişinin girmesi -ki bunun mutlaka başka bir kadın ya da erkek olması gerekmez- aşkı en çok tehlikeye sokan durumdur. Bunun en güzel örneği çocuk sahibi olmak... Aşkın var oluşuna katkıda bulunan o özgürlük duygusu bir anda biter ve çiftin üzerine artık bir aile olmanın sorumlulukları yığılır. Eğer birbirine aşık olan iki insan ilişkileri süresince zor durumlarla başa çıkmayı öğrenememişler, kendilerini bu konuda geliştirememişlerse, bu yeni yaşam biçimi onları birbirlerini kırmaya iter ve aşklarının tartışmalar, gerginlikler, yıpranmalar, sinir krizleri ve isyanlar arasında yitip gitmesine neden olur.

Sadakat önemli mi?

Erkekler için evet... Bir erkek birlikte olduğu kadını çok sevip yine de aldatabilir, çoğunlukla da cinsellikten kaynaklanan sebeplerle... Kadınlar aldatma olayına farklı amaçlarla, planlı programlı girerler. Çoğunlukla da bunu birlikte oldukları erkekten intikam almak için yaparlar. Kadının içinde sadakat duygusuna yer olmayan bir aşk yaşaması, çok daha düşük bir ihtimaldir.

Aşkın ne kadar yakınlığa ihtiyacı var?

Birbirini tek bir bakışla anlayacak kadar yakın ve bir birey olarak var olmaya devam edebilecek kadar uzak... Aradaki sınır oldukça incedir ve pek çok çift bu sınırı tutturmayı beceremez. Ya ilişkileri yeterince derin değildir ya da tam tersine artık birleşip tek bir varlık haline gelmiş, kişiliklerini kaybetmişlerdir. Oysa aradaki mesafenin doğru tayin edilmesi durumunda aşkın ömrü çok daha uzun olur.

Aşkla ilgili en büyük yanılgılar neler?

Çoğumuz onu avucumuzun içine alıp kontrol edebileceğimizi, isteklerimiz doğrultusunda yönlendirebileceğimizi ve istediğimiz zaman atabileceğimizi sanırız. Çok beğenme, hoşlanma ve etkilenme gibi duygularımızı hemen aşkla karıştırırız. En büyük yanılgılarımızdan biri ise şudur: Hayatımızın bazı dönemlerinde şefkate, ilgiye, sıcak bir dokunuşa o kadar büyük bir özlem duyarız ki, karşımıza çıkan ilk erkeğe aşık olduğumuzu sanırız. Aslında içimizdeki his sevmekten çok, sevmeyi sevmektir.

"Midede uçuşan kelebeklerin" biyolojik açıklaması yapılabilir mi?

Hem de kolayca... Aşık olduğumuz sürece kanımızda phenyiethylamin yani aşk hormonu vardır. Ancak zaman içinde bu hormonun seviyesi düşer, ilişkinin ileri aşamalarında aşk, kimyasal etkisini kaybeder ve midede uçuşan kelebekler bir sonraki aşka kadar tarihe karışır. Ancak eğer bu ilk heyecanın yerine karşılıklı güven, şefkat, anlayış, saygı ve dostluktan oluşan bir karışım koyabilmişsek, aşk sevgiye dönüşür ve bu sevgi bir ömür boyu bile sürebilir.

Neden bazıları aşık olmakta güçlük çekiyor?

Bir insan aşık olmakta zorlanıyorsa bunun farklı sebepleri olabilir. En klasik sebep, kişinin daha önce yaşadığı ilişkilerden kaynaklanan güvensizliği ve karşı cins hakkındaki olumsuz yargılarıdır. Bunun dışında bir de aşkı her yönüyle yaşayamayanlara, daha doğrusu yaşamaktan keyif almayı beceremeyenlere rastlanır. Bunlara "aşka kabiliyeti olmayanlar" diyebiliriz. Ne kendileri o sihirli sinyalleri gönderebilirler, ne de gönderilenleri alabilirler. Bir de aşkın beraberinde getirdiği zorluklardan kaçan ve kişisel mahremiyetinin azalmasından korkanlar vardır. Kendi kendilerine yeten bu insanlar daha seçici davranırlar ve bulundukları herhangi bir ortamda aşk arayışına girmezler. Yani olaya mantık yönünden bakmayı tercih ederler.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/3/2009 -

Kategori: KADINCA
Gerçek aşk 1 yılda oluşuyor!
İngiliz bilimadamları, “aşkın ömrü ne kadardır?” sorusuna yeni bir yorum getirdi.

Geçmişte yapılan bazı araştırmalarda bir yıl geçtikten sonra aşkın sona erdiği iddia edilmişti. İngiliz bilimadamlarıysa, gerçek ve kusursuz aşka ulaşmak için bir yıl geçmesi gerektiğini savunuyor. Onlara göre, ilişkinin ilk aylarında hissedilenler aşk değil.

İlk görüşte aşka inananlara bilimadamlarından kötü haber. İngiliz Bath Üniversitesi uzmanlarına, göre çiftlerin gerçek aşkı tam anlamıyla hissedebilmeleri için en az bir yıl gerekiyor.

Araştırma kapsamında 147 çiftten gerçek aşkı tanımlamaları ve bu aşka ne kadar sürede ulaştıkları soruldu. Çiftler, gerçek ve kusursuz aşkı, “ihtiras, samimiyet ve bağlılık” sözcükleriyle nitelendirdi. Yapılan incelemelerde de çiftlerin bu tarz bir ilişkiye ulaşması için en az bir yıl gerekli olduğu sonucuna varıldı.

İngiliz bilimadamları, aynı zamanda ilişkinin ilk dönemlerinde samimiyet ve bağlılık duygularının sanıldığının aksine çok da güçlü olmadığını belirledi.

Kadınların aşık olması daha zor
Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri de kadınların erkeklere kıyasla çok daha zor aşık olması. Zira, araştırmaya göre, kusursuz ve gerçek bir aşk yaşadığını belirten kadınların oranı yüzde 57’de kalırken erkeklerin oranı yüzde 67’i buldu.

AŞKIN ÖMRÜNÜN BİR YIL...
Ancak aşkın sayısız hali olacağını savunanların sayısı da hiç de az değil. Geçen Aralık’ta İtalyan Pavia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, aşkın ömrünün bir yıl olduğu sonucuna ulaşılmıştı. İtalyan bilimadamları, bir yılın ardından tutkuyu beraberinde getiren kimyasal salgıların artık daha az salgılandığını açıklamıştı.
Bir yastıkta kocamak mı? Asla!
Aile yaşamındaki yeni eğilimler neler? İngiliz istatistik uzmanlarının son dönemde üzerinde çalıştıkları konu bu...

Ulusal İstatistik Bürosu’nun yayımladığı rapora göre, İngiltere’de bir milyon kişi aktif cinsel yaşamları olan partnerleriyle aynı evde yaşamıyor.

“Günümüz İngilteresi’nde Yaşam Düzeni” adlı raporda, aile yaşamı açısından yeni bir olgunun oluştuğu ve resmi deyişle “ayrı evlerde beraberlik” olarak sınıflandırıldığı belirtiliyor. Verilere göre, bir milyon İngiliz çift, aynı çatı altında yaşamıyor, bu her 10 yetişkinden birine denk düşüyor. İnsanların beraber oldukları halde neden ayrı evlerde yaşadıklarının sebebini henüz bulan yok.

Ama istatistikçilere bakılırsa bunun ardında yirminci yüzyılın sonunda boşanma vakalarının hızla artması üzerine insanların temkinli olma davranışı geliştirmesi ve bunun yaygınlaşması olabilir.

Örneğin boşanmış bir ebeveyn yeni bir partneri olsa bile çocuklarıyla yaşamayı tercih edebiliyor ya da iş koşulları çiftlerden birinin başka bir kente taşınmasını zorunlu kılabiliyor. Bu nedenle ilişki çiftlerin hareketli bir hayatı oluyor.

Bazıları evliliklerden vergi karının yetersiz olduğunu göstererek hükümeti eleştiriyor.

Hükümetin istatistik bürosu, şimdi ilişkilerde yaklaşımların neden değiştiğini anlamak için yeni çalışmalar yapmaya hazırlanıyor. Bu belki de ekonominin ilişkiler ve sosyal ilişkiler üzerindeki etkisi de olabilir.

Bütün bunlara ek bir gelişme daha var:
Yeni bir tüketici araştırması, son beş yıl içinde bir zamanlar her İngilizin evinde olan yemek odası, geleneksel yemek masa ve sandalye satışlarında büyük bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Televizyon önünde yemek yeme ve bekar hayatı bu tür ev eşyalarını lüzumsuz kılmış durumda. Anlaşılan aile hayatı geçmişte alıştığımızdan biraz daha farklı
Aşk beynin kimyasını değiştiriyor!
Aşık olan insanlarda beyinde bulunan kimyasalların farklı salgılandığı belirtildi.

Aşık iken depomin ve norepinefrinin arttığı, seratoninin ise düştüğü kaydedildi. Depomin artışının motivasyon artışı, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden olduğu, norepinefrinin de heyecan ve enerji düzeyini arttırdığı, uyku ve iştahı kaçırdığı ifade edildi.

VKV Amerikan Hastanesi’nde düzenlenen “Romantik Aşkın Fizyolojisi” konulu seminerde konuşan Nörofizyolog Dr. Sabri Derman, “Aşkın organı beyindir” dedi.

AŞKSIZ SEKS OLUR AMA SEKSSİZ AŞK OLMAZ
Aşkın insan beynindeki etkisini araştırmada en verimli yöntemin “Fonksiyonel Magnetik Rezonans Tomografisi ile Görüntüleme Teknolojileri” (fMRI) olduğunu anlatan Dr. Derman, “fMRI, aşkın bizler için temel bir dürtü, fizyolojik bir ihtiyaç olduğunu işaret ediyor. Bu nedenle aşk, bulduğumuzda inanılmaz haz, enerji veren, ulaşamadığımızda da tarifsiz elemler içinde bırakan bir duygudur” diye konuştu.

Dr. Derman, “romantik aşkın vazgeçilmezlerinin, tek kişiye bağlılık, cinsellik ve ümit olduğunu” dile getirerek, “Bir aşk bir zamanda ancak bir kişiyle mümkündür, yani aşk sürdüğü sürece monogamiktir. İçinde mutlak cinsellik vardır. Aşksız seks olur ama sekssiz aşk olmaz” dedi.

KİMYASALLAR FARKLI SALGILANIYOR
“Aşık olan insanlarda beyinde bulunan kimyasalların farklı salgılandığını” ifade eden Dr. Derman, depomin ve norepinefrinin arttığını, seratoninin ise düştüğünü kaydetti.

Nörofizyolog Dr. Sabri Derman, aşık insanlarda nörotransmitlerden depomin artışının motivasyon artışı, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden olduğunu, norepinefrinin de heyecan ve enerji düzeyini arttırdığını, uyku ve iştah kaçırdığını bildirdi.

“Heyecan ve ölüm korkusunun da aşkı tetiklediğine” işaret eden Dr. Derman, “Felaket sırasında karşılaşan insanların birbirlerine aşık olma ihtimali, mehtaplı gecede birbirine rastlayanlardan daha fazladır” dedi.

“İnsanların aynı kişiye yeniden aşık olabileceklerini
Kadınlar hatırlanmak ister!...
Doğum günü ve evlilik yıldönümü başta olmak üzere özel günlerde hatırlanmanın, kadınların en önemli duygusal beklentisi olduğu belirtildi.

Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Murat, “Kadınlar, 18 yaşında iken hangi heyecan ve tutkuyla sevilmişse 50 yaşına geldiğinde dahi hep aynı heyecan ve tutkuyla sevilmeye bekler” dedi.

GAZİ Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Murat, kadınların özel günlerde eşlerinden beklentisini hediyeyle sınırlamanın yanlışlığına dikkati çekti. “Kadınlar, doğum günü ve evlilik yıldönümü başta olmak üzere özel günlerde hatırlanmayı çok isterler” diyen Murat, kadınların bu istemini bir hediye ile olduğu gibi bir çift güzel söz ya da bir anıyla karşılamanın da olanaklı olduğunu ifade etti.

Murat, erkeğin bu konuda eşine yapabileceği en büyük yanlışın özel günü hatırlamamak olduğunu ifade ederek, şu önerilerde bulundu: “Özel günler erkeğin eşine onu çok sevdiğini, onun kendisi için çok önemli biri olduğunu belirtmesi için belki de en önemli fırsattır. Yalnızca doğum günü ya da evlilik yıldönümü değil kadını ilgilendiren kadınlar günü, öğretmenler günü gibi diğer özel günler de erkeğe eşinin kalbini kazanma fırsatı veren günlerdir. Erkekler doğum günlerinde ya da diğer özel günlerinde hatırlanmadıklarında genelde üzülmezler. Ama kadınlar kesinlikle böyle değildir. Erkekler kadınların bu duyusal özelliğini dikkate almayı ihmal etmemeliler. Örneğin, uzun süredir arzu ettiği, ancak alamadığı bir hediyenin sunulması kadının çok hoşuna gider.”

Murat, bu günlerde hemen her kadının hediyenin ucuz ya da pahalı olmasının kendisi için önemli olmadığını ifade ettiğine dikkati çekerek, bu ifade bir yana hediye paketinden bir pırlanta yüzük çıkmasının her kadının beklentisi olduğunu kaydetti.

BOL BOL İLTİFAT EDİN
Kadınların özel günlerinde mümkün olduğunca çok iltifat işitmek istediklerini kaydeden Murat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eşinize bol bol iltifat edin. Mümkünse günler öncesinden kendinizi bu güne hazırlayın. Kadınlar duygusal ilişkide hep aynı heyecanı yaşamak ister. 18 yaşında iken hangi heyecan ve tutkuyla sevilmişse 50 yaşına geldiğinde dahi hep aynı heyecan ve tutkuyla sevilmeye bekler. Sakın eşinizin bu istemini görmemezlikten gelmeyin.”

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/3/2009 - Haftada 3 Kilo

Kategori: KADINCA
 Evinizde pişirdiğiniz yemeklerle de diyet yapmanız mümkün. Ama bunun için bilmeniz gereken, hangi besinin ne kadar ve neyle yemeniz gerektiği. Günlük 1100 kalori olan bir diyetle, düzenli uygulama sonucu 10 günde 4 kilo vermeniz mümkün. Bu arada bol bol sıvı almayı da ihmal etmemeniz gerekir.

Not: Bu diyet, şeker, kalp ve böbrek hastaları için uygun değildir.

1.Gün
Kahvaltı
Şekersiz çay, 30 gr peynir, 1 dilim kepek ekmeği, 1 domates, yeşil biber
Saat 10.00
100 gr meyva
Öğle
1 kase mercimek çorba, 200 gr ızgara köfte, 4 çorba kaşığı bezelye havuç garnitürü, 1 tabak az yağlı salata
Saat 16.00
100 gr meyva
Akşam
2 adet yağsız karnıyarık, 2 çorba kaşığı pilav, 1 tabak yağsız salata
Gece
100 gr meyva

2.Gün
Kahvaltı
240 gr light süt, 25 gr kepek bisküvi, 100 gr muz, 1 domates, salatalık
Saat 10.00
100 gr meyva
Öğle
2 adet biber dolması, 3 çorba kaşığı spagetti, 150 gr light yoğurt, 1 tabak yağsız salata
Saat 16.00
Yarım haşlanmış mısır
Akşam
1 kase domates çorba, 8 çorba kaşığı kıymalı ıspanak, 100 gr light yoğurt, 1 dilim kepek ekmeği, salata
Gece
100 gr meyva

3. Gün
Kahvaltı
1 yumurta ile menemen, 25 gr kepek ekmeği, 1 havuç, salata
Saat 10.00
100 gr meyva
Öğle
1 kase ezogelin çorba, 1.5 porsiyon tavuk döner, 1 tabak az yağlı salata
Saat 16.00
100 gr meyva
Akşam
Balık(serbest), az yağlı salata
Gece
150 gr meyva
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/3/2009 - Mayo seçmenin incelikleri

Kategori: KADINCA

Yaz geldi... Şimdi şu mayo ve bikini meselesi can sıkıcı olabilir. İnanıyorum ki çok az kadın, yaz yaklaşırken ve mayo seçmesi lazımken mutluluktan uçar. Mayo deneme meselesi genelde sıkıntı verir çünkü kilolar özellikle kendine göre -başkasına göre olmasa da- hiç yeterince verilmemiştir. (Buna toplumun, kozmetik sektörünün ve Barbie bebeklerin kadının üzerindeki "ince kal" baskısı diyebiliriz aslında.) Üstelik daha hiç güneş görmemiş bembeyaz vücutla ayna karşısına geçmek de pek cesaret verici değildir. Ama madem yapacaksınız, bazı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. Vücut şeklimizi tanıyarak yapacağımız seçimler kadar, bu mayo veya bikinilerin hangi ortamlarda giyileceği de önemlidir çünkü... Mesela kumsal için çizgili veya çiçekli üçgen kesim bir bikiniyi tercih edin. Eğer üye olduğunuz bir spor kulübünün havuzuna gidiyorsanız belki de tek parça ve astarlı bir mayoyla daha klasik bir şıklık sergileyebilirsiniz. Davetli olduğunuz bir havuz başı partisinde akşamüstü elinizde bir kokteyl ile salınacaksanız, belki de Keiko'nun asla yanmak için üretilmemiş olan asimetrik mayosundan edinebilirsiniz. Ya da yüzme sizin için bir güneş görme vesilesi değil de bir sporsa ve su kenarında bol hareket edenlerdenseniz, daha teknik bir materyale sahip olan Ralph Lauren'in fermuarlı mayosu ideal bence. Ancak gelelim mayo kesimi seçimine. Bazı kesimlerin vücudu olduğundan farklı gösterdiği doğrudur ve bu kanıtlanmıştır. Ben mektepte gördüm. Mesela geniş kalçalardan şikayetçiyseniz, dikkati vücudun üst bölgesine çekmek gerekir. Mesela üst kısmı alttan daha canlı, daha desenli olabilir. Yukarıda kullanacağınız aksesuvar da dikkati kalçalardan uzaklaştırır. Eğer göbeğinizi saklamak istiyorsanız, daha elastik kumaşı olan, daha çok tek parça mayoları tercih edin ve balenli mayolar kullanın. Göbeğin ortasından geçen ikinci renk de daha ince gösterir. Erkeksi bir vücudunuz olduğunu düşünüyorsanız, içi dolgulu ve balenli bikini üstleri ile yanları ipli altları tercih edin. Eğer göğüsleriniz vücudunuza göre daha büyükse, enine çizgili askısız veya boyundan bağlı modelleri tercih edin de, omuzlarınız olduğundan geniş dursun ve dikkati çeksin. Yok fıstık gibiyseniz ya da en önemlisi, kendinizi öyle hissediyorsanız ve kendinizle barışıksanız, o zaman lütfen keyfinize bakın ve bunları hiç dert etmeden canınız hangisini isterse onu alın... Ve sizi böyle mutlu doğuran annenize teşekkürü borç bilin! Bu sezon kalın çizgili bikinilerin yanı sıra Hawaii desenleri de çok moda. Uzun zamandır teknik sebeplerden dolayı -yanma tekniklerinin sebepleri tabii- unutulan tek parça mayolar da bir o kadar moda. Nefis renklerde sedefli ve janjanlı kumaşlardan yapılan bikiniler de bol bol var. Ancak lütfen siz siz olun, artık şu geçen senelerin modası olan fosforlu, neon renklerden uzak durun! Sarı ve pembe Nelson mayoları kendini yenilemiş galiba. Brezilya'dan gelen, karıştır ve eşleştir modası ile yarattığımız farklı renklerde alt ve üst kullanmanın çok hoş bir versiyonu. Sarı ve pembe de yanık tende nefis durmuş.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/3/2009 - Saçlarda bahar modası

Kategori: KADINCA
Bu sene saçlar çok temiz ve sağlıklı olacak yani erkek saçlarında ıslak ve yağlı Mickey Rouke modelleri artık bitti. Yerini mat ve dik saçlar aldı. ‘Erkek seçerken bu modeller daha moda olacak, yakışıklılar arasında seçim yaparken dikkat ediniz.’

Bayanlarda da saçları at kuyruğu ve toplu olanlar, aynı zamanda doğal dalgalı olanlar en iyileri… Bu arada bazı boya firmaları saç modelleri içinde mor yeşil ve enteresan renklerin moda olduğunu iddia ediyorlar, bence yalan. Sakın kanmayın. Onlar ellerinde boya kalmasın diye uğraşıyorlar.

Bence gerçek modayı merak edenler sokak modasına dikkat etmeliler. Nedir sokak modası? Her sokak başında sokak modacıları mı var da sokak modası gerçek modaya yön veriyor? Ben anlatıyım: Bu sene başa bağlanan yemeniler “Rambo gibi ya da Haremdeki Sultanlar gibi” çok moda olacak. Nedenini yazıyorum, iyi okuyun: Çünkü saç dipleri çıkan ve boyatmaktan sıkılan bazı bayanlar dip boyası çıkan siyah saç dipleri görünmesin diye saçlarını bağladıkları bu enstrüman herkes tarafından ilginç bulununca moda akımı yayılmaya başladı. Dikkatli bakarsanız Network ve bazı markaların kataloğuna girdiler bile. Bu arada bence sezonun en güzel tonları ve modelleri Network kataloğunda toplanmış. Bir bakın derim, fotoğraflar sanırım Tamer Yılmaz tarafından çekildi. Bence harika olmuş, tebrikler…

Saç modasına dönersek karamel baz tonlar ve hafif açık renk oyunları ile bu senenin makyaj tonları da belirlenmiş... Ayrıca saç modelleri de doğru seçilmiş yani kısacası kıyafet tonları ile saç renkleri uyumlu olunca görünüm daha hoş oluyor. Benim moda anlayışım tepeden tırnağa uyum demektir. Saç renginiz ve oje tonunuz birbirine uyumlu olursa doğru iş yapmış olursunuz. Bu yaz mutlaka 'kakül deneyin, geçici boya yaptırın, saçlarınızı dümdüz kullanın’ Bana kalırsa kısalar uzatsın, keratin yaptırsın. Kıvırcıklar düzleştirsin, 'strait terapy’ yaptırsın, hiç boyatmayanlar aralara boya ile karamel balyaj yaptırsın.

Bu bahar ile birlikte yaşamdan farklı zevkleri tatma şansını kendinize verin. Moda mı? Modayı boş verin...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

HAYATA DAİR NE VARSA HERŞEYİ PAYLAŞALIM...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım